“Küçük hanımlar, küçük beyler! Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı ve ikbal ışığısınız. Memleketi asıl ışığa boğacak olan sizsiniz. Kendinizin ne kadar önemli, değerli olduğunuzu düşünerek ona göre çalışınız. Sizlerden çok şey bekliyoruz.” diyen Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün gösterdiği hedefe ulaşmak için her geçen gün artan azim ve kararlılıkla eğitim yolculuğumuzu sürdürüyoruz.
Merkezine “çocuk olma”nın sevincini ve merakını koyduğumuz 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı etkinliklerimizi bu yıl “Dünya Çocukları” temasını işleyerek büyük bir coşkuyla gerçekleştirdik.
Çocuklara baktık, dans ettiler. Çocuklara kulak verdik, şarkılar söylediler. Çocuklara mikrofonu verdik, şiirler okudular. Biz büyükler de gördük ki hayat onların gözleriyle bakınca, onların kulaklarıyla duyunca daha güzel ve daha anlamlı…
Tören sonrası okul bahçesinde Okul Aile Birliği’mizin hazırlamış olduğu “Uluslararası II. Aile Günü” etkinliğine katılım gösteren velilerimiz ve öğrencilerimiz toplumsal farkındalıklarını geliştirmiş olmanın haklı mutluluğunu yaşadılar.
İlköğretim Kurumları Müdürü Sayın Türkan Dingaz'ın Günün Anlam ve Önemine Dair Konuşması
Değerli Velilerimiz, Öğretmenlerimiz ve Sevgili Öğrencilerimiz!
Milletlerin tarihlerinde kaderlerini etkileyen, geleceklerine yön veren dönüm noktaları vardır. Tarihin akışını değiştirecek kadar önemli her olay bir değişime zemin hazırlar.
Bugün Türk Ulusu’nun kaderini değiştiren Diriliş Efsanesi’ni yeniden anlatacak, verilen kurtuluş mücadelesinin kurumsal yapısı olan Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılışına kadar uzanan yolda çekilen acıları ve sıkıntıları tekrar tekrar vurgulayacağız ki bu acılar bir daha yaşanmasın, Türk Ulusu tekrar bir Kurtuluş Savaşı yapmak zorunda kalmasın.
Ülkenin 99 yıl önceki durumu şöyle:
Türk yurdu Fiilen işgal altında, İstanbul’da Meclis-i Mebusan dağıtılmış, kimi vekiller Malta’ya sürülmüş, kimisi tutuklanmış. 30 Ekim 1918’de Osmanlı’ya dayatılan Mondros Mütarekesi’nin ağır şartları Türk Halkı’nı aciz, korumasız ve savunmasız bırakmış, İzmir’in işgali ise bardağı taşıran son damla olmuş. Vatanseverler geceleri, kadın çarşafları içinde, saman arabalarının arkalarında, ölüm tehdidi ile yüz yüze.. Güzel yurdumuzun her yeri işgal altında.. Para yok, pul yok..
Mondros’tan önce ve sonra canı çok yanan Türk Milleti, kendi imkanlarıyla direnmekten başka çaresi kalmadığını gördüğü için memleketin dört bir köşesinde kendi kurtuluş mücadelesini verme refleksi gelişir; emperyalist güçlerin bölmek, parçalamak, dağıtmak üzere yapılmış planlarını bozmak üzere bir Kuvayı Milliye ruhu oluşur.
Mustafa Kemal ani bir kararla 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkar, Milli Mücadele ruhunu dalga dalga yayacak bir strateji geliştirerek Müdafa-i Hukuk Cemiyetleri kurarak dağınık kuvvetleri örgütlendirir. Erzurum ve Sivas Kongrelerinde: Modern bir ülke sınırı saptamak gerekti, ben Türk süngülerinin işaret ettiği sınırı seçtim. Misak-ı Milli sınırlarını Ankara’da kesin olarak belirlemiştim.” Der.
Evet Misak-ı Milli Türk yurdunu bölmek, parçalamak ve yok etmek isteyen Mondros’a bir tepkidir ve sözde ateşkes hükümlerinin zorla imzalatılmış olmasına karşın kabul edilmediğinin ilanıdır. Misak-ı Milli ile bölünmez bir Türkiye’nin sınırları çizilir, Milli mücadelenin ana ruhu oluşturulur. Türk dış politikasının hedefleri belirlenir, devletin bağımsızlığı, milletin geleceğine dair devamlı bir barışın sağlanması için yapılabilecek fedakarlıklar tespit edilir. Misak-ı Millinin bir beyanname olarak ve işgalci güçlere hitaben yayınlanması, Osmanlı Devleti’nin iradesi yerine geçen işgalci devletlerin Türk vatanını parçalamak isteyen iradelerine set çekmek amacını taşır.
Misak-ı Milli bir ulusal devlet, üniter devlet düşüncesinin ürünüdür. İmparatorlukların dağıldığı dönemlerin koşullarını ortaya koyar. Bu itibarla da Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesini yansıtır.
Gelelim 23 Nisan 1920’ye. 115 temsilci ile Ankara’da İttihat ve Terakki binasında ilk Büyük Millet Meclisi toplanır. Bir bölümü Mustafa Kemal Paşa’nın Sivas Kongresi sonrası Heyet-i Temsiliye Reisi olarak Anadolu genelinden çağrı yaptığı temsilciler, bir bölümü de Meclis-i Mebusan’dan kaçarak gelebilenler.. Yurtseverler toplanırlar ama elde yok avuçta yok, öğrenilmiş çaresizlik içinde geri dönmek isterler.
Büyük önder Mustafa Kemal Paşa kürsüye çıkar:
“..Asker Mustafa Kemal olarak mavzerimi elime alır, fişeklerimi göğsüme dizer, bir elime de bayrağımı alır, bu şekilde Elmadağı’na çıkar, orada tek kurşunum kalana dek vatanımı savunurum. Kurşunlarım bitince de bu aciz bedenimi bayrağıma sarar, düşman kurşunları ile yaralanır, temiz kanımı kutsal bayrağıma içire içire tek başıma can veririm. Ben buna and içtim! ”der.
Türk Tarihinin kırılma anlarıdır ve gerçek önderler böyle anlarda inisiyatif alarak tarihin akışını değiştirirler. Mustafa Kemal Paşa’nın davranışı ve söylemi de bu niteliktedir.
23 Nisan 1920 Türk tarihinde hakimiyet ilkesinin milli anlamda ilk kez belirlendiği tarihtir. Sosyal, siyasal ve hukuki literatüre kazınan ve bugünkü devlet ve hükümet şeklinin, işleyişinin açıkça belirlendiği, halkın iradesinin ve kuvvetler ayrılığının öneminin vurgulandığı, yasalaştığı tarihtir. Atatürk’ün söylemiyle; “23 Nisan, Türkiye ulusal tarihinin başlangıcı ve yeni bir dönüm noktasıdır.
Bütün bir düşmanlık cihanına karşı ayağa kalkan Türk halkının, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni meydana getirmek hususunda gösterdiği harikayı ifade eder.” İradesini özgürce kullanan bu yüce millet, egemenliğin kime ait olduğunu, gerçek gücün kimde olduğunu çok net şekilde ortaya koymuştur. “Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir” kendini milletin üzerinde görmeye çalışan, devletin bütün kurumları da dâhil, istisnasız herkes, milletin iradesine saygı duymak zorundadır.
Meclisin açılışında kutlamalar, geçiş yürüyüşleri gibi etkinlikler düzenlenir. Bu etkinliklerin ve gösterilerin en ön saflarında çocuklar vardır. Bu çocuklar Çanakkale Savaşında, Kurtuluş Savaşı’nda babalarını, annelerini, ailelerini kaybeden öksüz ve yetim çocuklardır. Atatürk’e göre vatanı korumak çocukları korumakla başlar. Çocuklara sahip çıkmak, onları her türlü ihmal ve istismardan korumak ve onları her koşulda yetişkinlerden daha özel olarak ele almak gerekir. Çocuklara hitaben yaptığı konuşmalarda: Çocuklar sizlerin, Türkiye'yi bugünkü seviyeye getiren nesillerin izinden gideceğinize, ülkenin huzuru, refahı ve gelişmesi için zorluklar karşısında yılmayacağınıza inancımız tamdır. Der.
Bu nedenle 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, millilik özelliği yanında, bütün dünyaya örnek olacak şekilde çocuklara adanması açısından evrensel bir özellik kazanmıştır. Bu kutlu günde, bir araya gelerek birlik, beraberlik, kardeşlik, dostluk ve sevgi duygularının bütün gönüllerde yer etmesini sağlamak en büyük idealimizdir.
Biz yetişkinlerin, İstikbalimiz olan çocuklarımız için Demokratik kurallar çerçevesinde elimizden geleni yapmak; onlara güçlü ve huzurlu bir Türkiye bırakma gayreti içinde olmak gibi bir sorumluluğumuz vardır.
Çocuk masumiyetinde, tertemiz ve art niyetsiz duygularla el ele veren, birbirini kucaklayan, kalkınan, ilerleyen, güçlenen, hakça paylaşmayı başarabilen, demokrasi kültürünü özümseyen, birlik, bütünlük ve dirlik içinde kenetlenen huzurlu bir Türkiye yaratmalı, cumhuriyet değerlerine, Atatürk İlke ve devrimlerine, Ulusal egemenliğimize sahip çıkmalı, bir ağaç gibi hür, bir orman gibi kardeşcesine hep birlikte yaşamalı, çocuklarımıza uygar bir ülke, güzel bir dünya bırakmalıyız.
Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun!